The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

16 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

Efsanevi kanun kaçağı beyazperdede

Amerika’nın en ünlü kanun kaçağı olan Jesse James, ülkenin ilk gerçek şöhretlerinden biridir. Hakkında sayısız kitap yazılmış, hikayeler anlatılmıştır. Bu renkli ve büyüleyici öykülerin hepsi onun halk arasındaki efsanevi kimliğine, cesur maceralarına odaklanırken, gerçek şeylere nadiren değinilmiştir.

O, kurbanları ve onların aileleri için sadece bir suçlu olabilir, ama 1870’lerde James’in çetesinin eylemlerini anlatan sansasyonel gazetelerde ve ucuz romanlarda, Jesse huşunun ve hayranlığın odağıdır. Bir çoğuna göre, bir Robin Hood’dur; yoksul çiftçileri sömüren demiryolu ve banka sahiplerini hedef almıştır. Haksızlığa uğrayan ve yaralanan bir Konfederasyon (İç Savaş sırasında Güney eyaletleri adına savaşan) askeri olarak, hayatını mahveden Güney Birliği’ne saldırması için trajik bir nedeni vardır.

Daha da önemlisi, gitgide daha çok şehirlere yerleşip, kurallara bağlı, sıradan hayatlar yaşamaya başlayan insanlar için, James vahşi batının son temsilcisidir: Özgürlüğün ve Amerikan ruhunun temsilcisi, kanunu hiçe sayıp kendi kurallarıyla yaşayan bir asi…yani her yönüyle, bir efsane…

En büyük hayranlarının biri olan Robert Ford, hayatını günün birinde idolüyle yan yana at sürme umuduna adamış, idealist ve hırslı bir adamdır. Bir gün tarihin ona, Jesse’yi sırtından vuran “adi küçük korkak” damgası vuracağını asla tahmin edemez.

Peki ama bu efsanelerin, hikayelerin ötesindeki gerçek Jesse James kimdir? Ya da on eyaletteki kanun adamları deneyip başarısız olurken, henüz on dokuz yaşında Jesse’nin çetesinin üyelerinden biri olarak böylesine heybetli bir kişiliği alt etmeyi başaran Robert Ford kimdir? İki genç adam nasıl arkadaş olmuştur ve birinin ölümüne, diğerinin ise hayatını tanımlayacak ve özetleyecek vurma olayına yön veren önceki gün ve saatlerde ikisi arasında ne geçmiştir?

Ron Hansen’ın romanına dayanan “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti” Amerika’nın en ünlü kanun kaçağının ve onun şaşırtıcı katilinin özel yaşamlarını ele alarak, efsaneye yeni bir bakış açısı sunuyor ve ünlü vurulma olayının öncesindeki aylarda gerçekte neler olmuş olabileceği sorusuna yanıtlar arıyor…

Andrew Dominik’in yönettiği “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı”nın başrollerinde Brad Pitt (Jesse James) ve Casey Affleck (Robert Ford) var. Kamera önünde ikiliye eşlik eden oyuncular Sam Shepard, Mary-Louise Parker, Paul Schneider, Jeremy Renner, Zooey Deschanel ve Sam Rockwell olmuş. Andrew Dominik’in, Ron Hansen’ın kitabına dayanarak, senaryosunu yazdığı filmin müziği Nick Cave ve Warren Ellis’in imzasını taşıyor.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Hasta

16 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Hasta

Amerikan sağlık sistemi mercek altında

“Bowling for Columbine” ve “Fahrenheit 9/11” filmlerinin yönetmeni Michael Moore, bu kez kamerasını çoğu zaman acımasız ve her zaman kâr amaçlı olan Amerikan sağlık sistemini gözler önüne sermek için çalıştırmış. Akademi Ödüllü yönetmenin yeni filmi “Hasta”, günlük yaşamda insanların tıbbi bakımla ilgili karşılaştıkları sıradışı üzücü olayları konu alıyor.

Film Amerika vatandaşlarına “Bizim sorunumuz nedir?” diye soruyor ve Amerika’daki sağlık sisteminin diğer gelişmiş ülkeler arasında alt sıralarda olduğunu gösteriyor. Moore, cevapları insanların parasız tıbbi bakım aldıkları Kanada, İngiltere ve Fransa’da arıyor. Sonunda da, 9/11 kurtarma çalışmalarında yer almış, hastalanmış ve evlerinde tedavi olamayan kahramanlardan bir grup toplayıp onları hiç beklenmedik bir yere götürüyor ve onların dünyanın en zengin ülkesinde göremeyecekleri bir bakım almalarını sağlıyor…

Yönetmen Moore, film fikrinin nasıl oluştuğu sorusuna şöyle cevap veriyor: “Bu filmi yapma düşüncesi 1999’da oluşmuştu. Bir taslak yazdım ve o zaman birkaç sahnesini bile çekmiştik. ‘The Awful Truth’ adlı bir televizyon programım vardı. İlk bölümünde sigorta şirketine organ nakli masraflarını ödetmekte zorluk çeken bir adamı çekmiştik. Birkaç gün içinde adamın hayatını kurtarıp ameliyata girmesini sağlamıştık. ‘Bundan bir film yapabilir miyiz?’ diye düşündük. 10 kişi seçip her birine 10’ar dakika ayırarak yapabilirdik. Sonra Columbine olayı meydana geldi ve o filmi yapmak için bunu erteledik. Sonra Irak savaşı başladı ve bu konuda bir film yapmak daha acil duruma geldi. Ama bu film her zaman aklımızın bir köşesinde vardı.”

“Film hem sağlık sistemiyle ilgili, hem değil” diyor Moore; “Tüm filmlerimde olduğu gibi bir konu seçtim ve onu daha kapsamlı sorunlara ve daha büyük fikirlere gitmek için araç olarak kullandım. Bu defa daha büyük bir soruya yanıt bulmaya çalışıyorum: Neden batının gelişmiş en büyük ülkesi olarak bizde herkesin faydalanabileceği ücretsiz bir sağlık sistemi yok? Neden? Bizim neyimiz eksik?”



Bazı gerçekler
• Amerika Birleşik Devletleri, dünyadaki evrensel bir sağlık sigorta sistemi olmadan endüstrileşmiş tek ülke.

• 2006 yılında, Amerikan nüfus sayımında 46 milyon Amerikalının (şu anda 45 milyon seviyesine düşmüştür.) sağlık sigortası olmadığı anlaşılmış.

• Yoksulluk sınırının altında yaşayan ailelerin üçte birinden fazlası (%36) sigortasız. İspanyol kökenli Amerikalıların sayısı (%34) sigortasız beyaz Amerikalıların neredeyse iki katıyken (%13), siyah Amerikalıların %21’i sigortasız.

• Amerika’da 9 milyondan fazla çocuğun sağlık sigortası bulunmuyor.

• 18.000 insan her sene sigortası olmadığı için ölüyor.

• İflasların yarısı tıbbi faturalar yüzünden meydana geliyor. Bu dosyaların üçte biri sağlık sigortası olan insanların dosyaları.

• Amerika’da sağlığa ayrılan bütçe yıllık yaklaşık 2 trilyon dolar veya kişi başı 6.697 dolar. Amerika Birleşik Devletleri dünyada sağlığa en çok para ayıran ülke durumunda.

• BM İnsan Gelişim Raporuna göre Amerika sağlığa en çok parayı ayıran ülke olmasına rağmen bebek ölüm oranı Amerika’da çoğu gelişimini tamamlamış ülkeden daha fazla.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Shine A Light

16 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Shine A Light

Scorsese’den bir Rolling Stones belgeseli

“Shine A Light”, dünyanın en önemli rock’n roll gruplarından biri olan Rolling Stones’un 29 Ekim ve 1 Kasım 2006 tarihlerinde Beacon Theatre’da verdikleri konseri konu alan bir belgesel. Filmde, grubun kamera arkası görüntülerine ve sanatçılarla yapılan çok özel röportajlara da yer verilmiş.

İlk fikri Rolling Stones üyelerinden Mick Jagger tarafından ortaya atılan filmin yönetmeni, Oscar ödüllü usta yönetmen Martin Scorsese. Görüntü yönetmenliğini ise yine Oscar ödüllü Robert Richardson üstlenmiş. Ekipte Richardson dışında, Oscar ödüllü görüntü yönetmenleri John Toll, Andrew Resnie ve Robert Elswit’in yanısıra Stuart Dryburgh, Emmanuel Lubezki ve Ellen Kuras gibi başarılı görüntü yönetmenleri de yer almışlar.

Filmde oldukça tanıdık yüzler var: Rolling Stones üyeleri Mick Jagger, Keith Richards, Charlie Watts, Ron Wood’un yanısıra White Stripes grubundan Jack White, Christina Aguilera, Buddy Guy ve konseri izlemeye gelen eski ABD başkanı Bill Clinton ve ailesini görmek mümkün.

Scorsese, Rolling Stones’dan bahsederken “Onların performansını ne zaman izlesem bunu filme çekme konusunda daha takıntılı bir hale geldim.” diyerek gruba olan hayranlığını ifade ediyor.

Usta yönetmen filmle ilgili olarak da “Müziğin ve onların sahne üzerindeki etkileşimini yakalamak istedim, insanların filmi izlerken onlarla sahne üzerinde birlikteymiş gibi hissetmelerini istedim. Filmin kurgusu yapılırken her şarkının ayrı bir hikâyesi olduğu açıktı, sanki o şarkıları ilk kez dinliyor gibiydik. Birbirleriyle ve izleyiciyle olan iletişimleri insanı kendinden geçiriyordu. Böyle bir gücü ve heyecanı görmek muhteşem, adeta büyü yapıyorlar, ilkel bir şeyin orkestraya uyarlanmış hali gibi, gruptaki her karakterin kendi kişiliği ve birbirleriyle iletişim kurma tarzları var.” sözleriyle düşüncelerini dile getiriyor.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Miras

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Miras

‘Düşman hala tetikte’

Saraydaki Yahudi sözcülerini, Abdülhamit’in karşısına çıkmıştır. Filistin’den toprak istemekte, Osmanlı’nın tüm dış borcunu ödeyip hazineyi dolduracaklarını söylemektedirler. Abdülhamit ‘kanla kazanılmış vatan toprağının, parayla değil ancak kanla geri verileceğini’ söyleyerek karşı çıkar. Adamlar çıktıktan sonra Abdülhamit ve sadrazam gizli gizli konuşurlar. Ama bir göz onları izlemektedir.

Abdülhamit acil olarak Beylerbeyi Sarayı’na gidip, Mahmut Paşa’yı çağırır. Ona bir komploya kurban edileceğini, tahttan indirileceğini düşündüğünü söyler. Yahudilerin bir ülke kurmak için operasyon yaptığını ve bu plana göre Osmanlı Türk topraklarını da alacaklarını, ülkeyi böleceklerini anlatır. Musul, Kerkük’te Mahmut Paşa’nın toprağı olduğu için onu uyarır; çok dikkatli olmasını, mümkünse bu toprakları güvenilir bir kişiye teslim etmesini tavsiye eder. Bunun üzerine Paşa bölgedeki arazilerini eşinin abisi Hintli Gururaj’a devreder ve ondan zamanı geldiğinde bu arazilerin gelirinin Osmanlılara verilmesini ister.

Hareket ordusu gelip Abdülhamit’i tahttan indirdiğinde İngilizler Mahmut Paşa’dan Musul Kerkük’teki arsalarını ister; o da bunları Hintli eniştesine sattığını söyler. İngiliz şirket Hintli enişteyi bulup ona ortaklık teklif ederler; Hintli enişte işletemediği için 99 seneliğine İngiliz şirketle anlaşır, kendi hissesine düşen parayı da, Mahmut Paşa’dan aldığı direktiflerle Türkiye’deki bir şirkete, şirkette bunu Teşkilat-ı Mahsusiye’ye aktarır. Teşkilat-ı Mahsusiye bayrağı altında toplanan eski Osmanlılar, görevi gelecek nesilleri başarı ile aktaracaklarını, Hindistan’daki görevin başarıyla tamamlanmış olduğu konuşurlar…

Teşkilat-ı Mahsusiye bayrağından günümüz Türkiye’sine geliriz…

Şirketin bugünkü sahibi Kaya, Mahmut Paşa’nın torunu, Erdal da Kaya’nın oğludur. Bayrağın altında günümüz mahsusiye üyeleri görülür; “Ortadoğudaki savaş şiddetini arttırdı, oradaki kaynağımızı kesmek istiyorlar. Bir şeyler yapmamız gerek. 99 yıllık kontrat bitiyor. Petrolün kullanım hakkını tamamen kendimize almalıyız. Düşman tetikte; çok dikkatli olmalıyız” derler.

Petrol kuyularını işleten İngiliz şirket, Hintli baba Mitabh ile anlaşmaya çalışır, ancak Gururaj’ın torunu Mitabh, dedesine verdiği sözü tutacağı için anlaşmaz. Ancak İngilizler kararlıdır, Mitabh’ı ikna etmek için her yola başvurulacaktır…

Aydın Sayman ve Tarkan Özel’in yönettiği “Miras”ta Gökhan Mumcu, Shweta Aggarwal, Suniel Shetty, Levent Özdilek, Safak Güçlü, Haldun Boysan, Suavi Eren, Yıldız Çağrı Atiksoy, Kaya Akarsu, James Barron, Yusuf Azuz, Kaan Girgin ve Serhan Süsler rol almış. Senaryosunu Atilla Özyüksel ve Ayşegül Karaköse’nin yazdığı filmin müziklerini Murat Özdemir bestelemiş.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Mevlana Celaleddin-i Rumi: Aşkın Dansı

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Mevlana Celaleddin-i Rumi: Aşkın Dansı

Herşey aşk’la başlar…

Yüzyılları aşan evrensel barış, kardeşlik ve aşk düşünceleriyle tüm dünyada geniş kitleler tarafından sevilip sayılan büyük felsefi düşünür Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin hayatına odaklanan film, 13. yüzyıldan günümüze uzanan, aşk ve hümanizm temalarıyla insanlığı kucaklayan Mevlana’nın evrensel düşüncelerini, sevgi ve barış öğretilerini geniş bir izleyici kitlesine ulaştırmayı amaçlıyor.

Kürşat Kızbaz’ın senaryosunu yazıp yönettiği belgesel-dramın canlandırma sahnelerinde Sinan Tuzcu, Burak Sergen, Özcan Deniz, Müşfik Kenter, Turan Özdemir ve Selçuk Yöntem kamera karşısına geçmiş. Filmin seslendirme ekibinde ise Yılmaz Erdoğan, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Cüneyt Türel, Mehmet Atay ve Meltem Cumbul var. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin yaşamı ve felsefesi üzerine kurgulanan filmde aşk, ney ve sema üçlemesi yer alıyor. Müzikler Kalan Müzik, Ömer Faruk Tekbilek ve Sezen Aksu tarafından hazırlanmış.

Evrensel hümanizm düşüncesinin öncülerinden olan Mevlana, sahip olduğu engin ruh ve insan üstü değerler ile dil, din ve ırk farkı gözetmeksizin tüm insanoğlunu kucaklamıştır.

Filmin yapım aşamasında ilk defa tüm dünyada farklı coğrafyalardan elliyi aşkın çok önemli tarihçi ve araştırmacılar ile görüşülmüş, canlandırma ve animasyon sahneleriyle 13.yy’ın dokusu ve havası yansıtılmaya çalışılmış.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Maradona: Tanrı’nın Eli

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Maradona: Tanrı’nın Eli

Çim sahaların ilahı beyazperdede…

Dünyanın en ünlü futbolcusu Maradona hakkında sayısız kitap yazılmış, şarkı bestelenmiş, tartışmalar olmuştur. Diego Armando Maradona’nun hayatını konu alan bu hikaye ise, Arjantin’in idolünü yeniden anlama ve anlatma çabasında.

Buenos Aires eteklerinde sefalet içindeki bir mahallede dünyaya gelen Diego, tarlaların, metal parçalarının ve yoksulluğun ortasında, onu dünyanın en meşhur insanı yapacak olan futbola aşık olur. Cebollitas’ta oynamaya başlar ve akıl almaz tutkusuyla, gelmiş geçmiş en iyi futbol oyuncusu olarak dünya çapında ün kazanır.

O bir gol makinasıdır: Arjantin Ümit Milli Takımı’nda oynar ve şampiyon olur. Boca Juniors’da oynayıp Dünya Kupası’nı kazandığında henüz çocuk yaştadır. Okyanusu geçip önce Barcelona’ya, sonra Napoli’ye gider ve orada futbol dünyasını fetheder. Sevilir, karşı çıkılır, nefret edilir, tapılır. Zaferle beraber acıyı da keşfeder. Dostlar kadar düşmanlar da kazanır, yaralar ve başarılar biriktirir…

Her zaman istediği gibi hareket eder ve en iyi maçını hayatın kendisiyle yapar. Hayatının her aşamasında hissettiklerini insanlar da onunla birlikte yaşarlar…

Marco Risi’nin yönettiği “Maradona: Tanrı’nın Eli”nde Marco Leonardi (Yetişkin Diego), Julieta Diaz (Yetişkin Claudia), Eliana Gonzalez (Genç Claudia), Norma Argentina (Tota), Roly Serrano (Citoro), Gonzalo Alarcon (Çocuk Diego), Abel Ayala (Genç Diego), Ricardo D. Mourelle (Coco) ve Emiliano Kazka (Yetişkin Jorge) rol alıyor. Senaryosunu Manuel Ríos San Martín ve César Vidal’in yazdığı filmin müzikleri Andrea Guerra imzası taşıyor.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Aşıklar

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Aşıklar

Bir aşk filmi…

Ülkemizde beğeniyle izlenen “Kuşlar Kanatlı Uygarlık” ekibinden yeni bir görsel şölen… Bu bir aşk filmi. Sadece oyuncular alışık olduklarımızdan biraz farklı. Her aşk filminde olduğu gibi, burada da başrollerde bir kadın ve bir erkek ve tabii tam kavuşacaklarını düşündüğümüz sırada sevenlerin arasına giren biri var…

Sevdiğine varlığını hissetirmek isteyen erkek, en güzel görüntüsüyle kadının karşısına çıkıp bütün romantikliği ile ona aşkını ilan eder; tüm isteği sevdiğini bir an önce kollarına alıp mutluluğa ermektir, ama gel gör ki kadın erkeğin kendisini gerçekten sevdiğine inanmadan kendini ona teslim etmeyecektir.

Yani erkeğimizin işi zor; hele ki kadının etrafında onu isteyen başkalarının da olması işini hiç kolaylaştırmıyor. Buna rağmen kahramanımızın vazgeçmeye hiç niyeti yok, gerekirse aşkı uğruna ölmeye hazırdır…

Laurent Charbonnier’nin yönettiği belgeselin çekimleri 500 gün sürmüş. 170 adet hayvan türünün çekimi yapılmış, bunların 80 kadarı filmde yer almış. -30 °C’den 50 °C kadar sıcaklık değişimiyle 5 kıta, 16 ülke ve 2 yılda tamamlanan filmin müziğini Phillip Glass hazırlamış.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Kelebek ve Dalgıç

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Kelebek ve Dalgıç

Olağandışı bir yaşam öyküsü…

Elle Dergisi’nin 43 yaşındaki karizmatik editörü Jean Dominuque Bauby, 1995 yılının 8 Aralık günü ani bir beyin kanaması sonucu felç geçirir. Komada kaldığı 20 günün sonunda uyanan Jean Dominique, kendini vücudunun içerisinde hapsolmuş olarak bulur. Sol gözünün görme yetisi hariç bütün bedensel fonksiyonlarını yitirmiştir.

Ancak o, hayata eşsiz bakış açısıyla kendisine yepyeni ve zengin bir dünya yaratmayı başarır. Çünkü sol gözü dışında felç olmayan 2 şey daha vardır: hayal gücü ve anıları…

Harflerin kullanım sıklığına göre düzenlenmiş bir alfabeyi kullanarak sol gözünün yardımıyla asistanına “Kelebek ve Dalgıç Giysisi”ni yazdıran Bauby’nin romanı, Türkçe de dahil olmak üzere pek çok dile çevrildi. Bu gerçek yaşam hikâyesinden yola çıkarak romanı sinemaya uyarlayan, “Basquiat” ve “Before Night Falls” filmlerinin yönetmeni Julian Schnabel, “Kelebek ve Dalgıç”ta duygularını dış dünyaya bedeniyle yansıtamayan Bauby’nin iç dünyasını çarpıcı biçimde beyaz perdeye aktarıyor.

Senaryosunu Jean-Dominique Bauby ve Ronald Harwood’un yazdığı filmin başrolünde Mathieu Amalric var. Yan rollerde ise Emmanuelle Seigner, Marie-Josée Croze, Anne Consigny, Patrick Chesnais, Niels Arestrup ve Olatz López Garmendia kamera karşısında. Filmin görüntü yönetmeni Janusz Kaminski.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Lagerfeld Sırları

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Lagerfeld Sırları

Bir asra tanıklık eden bir film

Rodolphe Marconi, 10 seneden fazla süredir ünlü modacı Karl Lagerfeld hakkında bir belgesel projesini yapmayı düşünmektedir. 2004’teki ilk karşılaşmalarında Lagerfeld’i ikna etmeyi başarır ve ertesi gün çekimlere başlarlar. Böylece Marconi, Lagerfeld’in günlük yaşamının, şahsi arşivlerinin, video, fotoğraf ve ses kayıtlarının emanetçisi haline gelir.

“Lagerfeld Sırları”, 1999 Cannes Film Festivali’nde ödül alan genç bir yönetmenin kararlılığı ve tutkusunun sonucu ortaya çıkmış. Karl Lagerfeld, bu film ile ilk defa günlük hayatını paylaşmayı kabul etmiş. 150 saatlik çekimin sonucunda Marconi, ünlü yıldızın günlük hayatını gözleri önüne sermiş: bakışların arkasında kalan özel bir hikaye, karanlık bir çocukluk, 80’li yıllarda 7’deki ve Saray’daki gece eğilimleri, Saint-Laurent’ın Dior için seçildiğini öğrendiği zamanki öfke, göz kamaştırıcı yükseliş…

Ayrıca Marconi, despotluğa eğilim gösteren bir nahoşluğun; ama aynı zamanda gülmeye, güldürmeye, şaşırtmaya ve beklenmeyen yerde var olmaya neredeyse patolojik bir ihtiyaç duyumunun; kısacası her şeyin olduğu bir karakteri de ortaya çıkarıyor. Ve sonuçta, bir hayatın altüst edici anlarını ortaya koyuyor; uzun yıllar hayatını paylaştığı kişinin ölümüyle yaralanmış, yalnız ama yine de nostaljiye tahammül edemeyen bir adam: “Daha öncesi daha iyiydiyse, o zaman hemen intihar etmeli.”

Yönetmenin filmle ilgili notu şöyle: “Bu film neredeyse bir asrın, bir dönemin tanığı; Karl Lagerfeld bugün artık Fransız ve dünya kültürünün bir parçasıdır. Bu, moda veya şov üzerine yapılmış bir filmden ibaret değil. Daha çok, yaşam tarzı ve günlük hayatıyla toplumun dışında yaşayan bir adamla ilgili insani ve sıcak bir portre.”

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Beni Orada Arama

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Belgesel | Yorum yok »

Beni Orada Arama

Rock ilahının hayatı beyazperdede…

Müzik dünyasının en esrarengiz sanatçıları arasında yer alan rock müzik ilâhı Bob Dylan’ın hayatının yedi farklı dönemi, aralarında kadın oyuncuların da yer aldığı altı kişilik bir oyuncu kadrosu tarafından canlandırılıyor. Hikâyesini Dylan’ın şarkı sözü yazarlığındaki şiirsel anlatı üslûbuna uygun sıra dışı yöntemlerle anlatan filmin özgün ismi “I’m Not There”, Dylan’ın The Basement Tapes (Sessions) için kaydettiği, ancak orijinal albümünde yer almayan meşhur parçasına gönderme yapıyor.

2007 Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ve En İyi Kadın Oyuncu (Cate Blanchett) Ödülü’nü alan, 2008 Altın Küre’de de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanan filmin yönetmeni, “Far From Heaven” ve “Velvet Goldmine” filmlerinin yönetmeni Todd Haynes.

Dylan’ın onay ve destek verdiği filmin senaryoyu Todd Haynes ve Oren Moverman birlikte yazmış. Başrollerde Cate Blanchett, Christian Bale, Heat Ledger, Richard Gere, Julianne Moore ve Ben Whishaw kamera karşısına geçmiş. Filmin müzikleri ise, aralarında Eddie Vedder, Calexico, Sonic Youth, Stephen Malkmus, Cat Power, Charlotte Gainsbourg, Antony & the Johnsons, Yo La Tengo, Wilco’s Jeff Tweedy ve X’s John Doe’nun bulunduğu saygın müzisyenlerin 30’dan fazla şarkısı ve Dylan yorumlarından oluşuyor.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Page 1 of 212»