Suç

16 Temmuz 2008 erkan Kategori: Psikolojik Film | Yorum yok »

Suç

Bir katil aranıyor…

Vincent hayatını karısının katilini aramaya adamıştır. Komşusu Alice, Vincent’la bir ilişki yaşamak istese de, Vincent katili bulmadan hiç kimseyle ilişkiye girmemeye kararlıdır.

Bunun üzerine Alice, Vincent intikamını alıp geçmişi ardında bırakabilsin diye ona bir suçlu bulmaya karar verir. Gizemli ve hiç birşeyden haberi olmayan taksi şoförü Roger’ı amacına uygun olarak gözüne kestirir.

Esrarengiz oyun başlamak üzeredir…

New York’ta geçen psikolojik gerilim filmi “Suç”u yönetmeni Manuel Pradal. Senaryosunu Tonino Benacquista ve Manuel Pradal’ın yazdığı filmin başrollerinde Norman Reedus (Vincent), Harvey Keitel (Roger) ve Emmanuelle Béart (Alice) var. Başrol oyuncularına yan rollerde eşlik eden isimlerse Joe Grifasi, Lily Rabe, Kim Director, Brian Tarantina ve Patrick Collins olmuş.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Künye

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Psikolojik Film | Yorum yok »

Künye

Onun cennetinde sadece mutluluk vardı…

Kendi kurduğu cennetinden çıkarılıp yalancı bir cennette, akıllı bir yetişkin olabilme şansı verilmiş bir çocuğun hikayesi…

29 yaşındaki Can, atipik psikoz ve düşük zekasına rağmen büyük bir hayal gücüne sahiptir. 7 yaşında annesi öldüğünde geçirdiği travma sonucu annesinin hayaliyle yaşamaya başlamış, babasıyla kurdukları dünyada yalnız bir çocukluk geçirmiştir; bu yüzden de kendine ait masalsı bir cennet yaratmıştır.

Bir gün güzel bir kızla tanışır ve yeni arkadaşıyla bu masalsı ve eğlenceli dünyada yaşarken bir doktor ortaya çıkar. Tuba, zeka geriliği üzerine uzmanlaşmış genç bir doktordur ve son 6 yıldır öğrenmeyi hızlandıran mucizevi bir ilaç üzerinde çalışmaktadır. Ve görünüşe göre Can, onun için iyi bir denektir…

“Araf”ın yönetmeni Biray Dalkıran’ın yönettiği “Cennet”te Engin Altan Düzyatan, Zeynep Papuççuoğlu, Fahriye Evcen, Şendoğan Öksüz, Aytaç Ağırlar, Tülay Bekret, Cüneyt Sayıl ve Mehmet Birkiye rol almış. Senaryosunu Burak Sesli’nin yazdığı filmin görüntü yönetmeni ise Aşkın Sağıroğlu.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Bizim Hikayemiz

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Psikolojik Film | Yorum yok »

Bizim Hikayemiz

Bir ilişki, 15 yıllık evlilikten sağ çıkabilir mi?

“Ölüm bizi ayırana kadar…” sözüyle başlayan bir törenin ardından geçen 15 yıllık süre, iki insana neler yapar, nasıl değiştirir? Tabii, düğün törenlerinde evliliğin ne kadar zor ve yıpratıcı olduğundan asla söz edilmez, “Bir kere daha düşünün” türünden tavsiyelerde de bulunulmaz. Ayrıca büyük ihtimalle evlenecek çift, bu tür tavsiyelere kulak filan da asmaz. Herkesin kafasında aynı şey olur: “Ben başarabilirim. Benimki ötekilere benzemeyecek. Çünkü ben farklıyım.” Başrollerini Meg Ryan ile Billy Crystal’ın oynadığı When Harry Met Sally adlı filmle aşk ve romantizmi yeniden sinemanın gündemine, üstelik çok parlak bir şekilde getiren Rob Reiner, bu kez iki çocuklu 15 yıllık evli bir çiftin hiç de romantik olmayan hikayesini anlatıyor. Evlilikleri adeta bir cehenneme dönen bu çifti yıllardır kusursuz görünen bir evliliği sürdüren Michelle Pfeiffer ile epeyce fırtınalı ve son derece problemli bir evlilikten henüz çıkmış Bruce Willis canlandırıyorlar.


Stephen King seven romantik yönetmen
Rob Reiner filmografisinin önemli yapımları arasında, Princess Bride gibi bir epik romans, This is Spinal Tap gibi bir sözde-belgesel, When Harry Met Sally gibi bir romantik güldürü, Stand by Me ve Misery gibi iki Stephen King uyarlaması var. Ayrıca Reiner yapımcı olarak da pek çok filme imza attı. Bunların arasında da birkaç Stephen King uyarlaması var. Zaten kurduğu şirketin adının Castle Rock olduğunu söylersek (yazarın romanlarının geçtiği hayali yerin adı) King bağlantısı daha iyi ortaya çıkar. Rob Reiner kariyerinde çok da büyük önem taşımayan bir yapımla seyirci karşısında bu kez. The Story of Us kendisi için de, eşsiz oyuncuları açısından da çok önemli bir yapım değil. Bu arada filmde kendisinin de önemli rollerden birini üstlendiğini ve Bruce Willis’in bilge arkadaşını canlandırdığını hatırlatalım. İlgilenenler için not: Müzikler Eric Clapton’a ait.



Yüzyılın en güzel kadını
The Story of Us, Michelle Pfeiffer ve Bruce Willis’i ilk kez biraraya getiren yapım olma özelliğini taşıyor. İki oyuncunun kimi ortak özellikleri var, ikisi de kariyerlerine TV dizileri ve kötü filmlerle başladılar. Ne kadar yetenekli oldukları ancak zaman içinde, kendilerini tanıyan ve güvenen yönetmenler sayesinde ortaya çıktı. Bruce Willis şu sıralar beyazperdenin en ilginç ve heyecan verici aktörlerinden biri. Daha önce Dangerous Liaisons, The Fabulous Baker Boys ve Love Field filmleriyle üç kez Oscar adayı olan Michelle Pfeiffer ise heyecan yaratmayı uzun süredir bıraktı ve sadece aile filmleri çeken bir yıldız olmayı seçti. The Story of Us da bu “aile” filmlerinden biri. Son olarak, Pfeiffer’ın geçtiğimiz aylarda bir derginin yaptığı anket sonucunda “Beauty of the Century”, yani yüzyılın en güzel kadını seçildiğini de hatırlatalım.


Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

John Malkovich Olmak

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Psikolojik Film | Yorum yok »

John Malkovich Olmak

Başka biri olmak istiyorum!

Craig Schwartz, kendini yolun sonuna gelmiş gibi hissetmektedir. Yetenekli bir sokak kuklacısı olmasına rağmen New York’un kendisinin yeteneklerini değerlendirmek için hiç de uygun bir şehir olmadığını düşünmektedir. İşine aşırı düşkün bir pet shop görevlisi olan Lotte’yle on yıllık evliliği de artık neredeyse sadece alışkanlıklar üzerine kurulu bir ilişki haline gelmiştir. Lotte ile Craig’in paraları yoktur, tutkuları yoktur, bu can sıkıcı hatta öldürücü durumdan kurtuluşları da yoktur. Craig bu arada bir şirkette çalışmaya başlar ve orada tanıştığı güzel Maxine’e ilk görüşte aşık olur. Hayatının kadınını bulmuştur. Uçarı Maxine için ise Craig’in hiç şansı yoktur. Reddedilen Craig, ofisinde keder ve hayal kırıklığı içinde otururken bir gizli kapı keşfeder. Bu kapı yukarı doğru yükselen gizli bir koridora açılmaktadır. Craig macera duygusuyla tırmanır, karşısına karanlık ve nemli bir tünel çıkacaktır. Ve şu anda açıklaması ve anlaşılması çok güç bir şeyi keşfeder, burası John Malkovich olma deneyimini gerçekleştireceği sihirli bir yerdir ve Craig yavaş yavaş John Malkovich olmaktadır. Ve bütün bunlar sadece bir başlangıçtır..


Oscar adayı film..
Being John Malkovich, aynı zamanda filmin yapımcısı olan Charlie Kauffmann’ın yazdığı senaryoya dayanılarak çekilmiş. Yönetmeni ise Spike Jonze. Spike Jonze tecrübeli bir yönetmen olmamasına rağmen bu filmiyle büyük başarı kazandı ve hatta Being John Malkovich bu yılın Oscar adayları arasına girmeyi bile başardı. (Hiçbirini kazanamadı ama, olsun.) Filmin bazı açılardan Alice in Wonderland tarzı bir hikayesi var. (Hiç beklemediği bir anda karşısına bir tünel çıkan ve o tünelde yaşadıklarından sonra hayatı değişen adam). Ancak bunun dışında Jonze berbat bir evliliğin portresini de çiziyor. Muhtemelen de bunu gene yakında gösterime girecek olan The Story of Us’ın şekerli duygusallığından çok daha iyi başarıyor. Bu arada ilgilenenlere, Spike Jonze’nin, David O’Russell’ın muhteşem filmi Three Kings’te oyuncu olarak boy gösterdiğini de söylemeyi unutmayalım. (Yönetmenler arası dayanışma böyle bir şey olsa gerek.



John Malkovich’in büyük günü
Being John Malkovich adlı filmin başrolünde Hollywood’un en yetenekli aktörlerinden biri olan John Cusack oynuyor. City Hall, Con Air gibi filmleriyle tanıdığımız John Cusack neredeyse tüm üyeleri oyuncu olan bir aileden geliyor, büyükbabası, babası ve müthiş bir komedyen olan ablası da (Joan Cusack) oyuncu. Rol arkadaşları ise yıldızı giderek parlayan Cameron Diaz ile “indie” filmlerin değişmez oyuncusu Catherine Keener (Keener’ı bu açıdan “dişi Steve Buscemi” diye adlandırmak bile mümkün, zaten kendisi Buscemi’nin ilk yönetmenlik denemesi olan Threes Lounge’da başrolü oynamıştı.). Tabii kadroda, ismi Being John Malkovich olan bir filmde oynaması en fazla beklenen kişi de mevcut. Yani John Malkovich. Böylelikle de kendisi Marilyn Monroe (Norma Jean & Marilyn) James Dean (Come Back & Dime Jimmy Dean, Jimmy Dean) ve Greta Garbo (Garbo Talks) gibi isimlerini filmlere armağan eden yıldızlar arasına da katılmış oldu (üstelik sağlığında). Eh, bu da, bir oyuncunun efsane olmak için star olması gerekmediğinin kanıtı olsa gerek.

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Astronotun Karısı

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Psikolojik Film | Yorum yok »

Astronotun Karısı

Gerçek mi, paranoya mı?

Spencer Armacost adlı genç bir astronot görev için uzaydadır. Ancak bir terslik olur ve dünyayla olan bağlantıları kesilir. Gerçekte bu vahim durum sadece birkaç dakika sürer. Daha sonra her şey - çoğu zaman olduğu gibi - yoluna girer ve kimsenin burnu bile kanamadan bağlantı tekrar kurulur, astronot da dünyaya, ülkesine, evine, biricik karısına kavuşur. Ancak bu olayın ardından kendini dünyanın en şanslı kadını gibi hisseden karısının mutluluğu, bir süre sonra gölgelenmekte gecikmez. Tuhaf bir şey olmuş ve kocası sanki her açıdan değişmiştir. Görünüşü aynıdır, ama daha önce hiç yapmadığı şeyleri yapmakta, daha önce hiç davranmadığı gibi davranmakta, daha önce hiç söylemediği türden sözler sarf etmektedir. Genç kadın tam kocasından bu kadar şüphelenmeye başladığı bir dönemde bir de tutup istemeden hamile kalır ve ikiz doğuracağını öğrenir. Ancak içinde taşıdığı canlar ona bu dünyaya ait değillermiş gibi gelmektedir..


Uzay psikolojisi veya insan ruhunun esrarı
Ortada kısmen uzayda geçen ve içinde uzaya gitme deneyiminden bol bol söz edilen bir film var. Ancak bu kez Armageddon, Mission to Mars veya Apollo 13 gibi insanın uzayda gösterdiği kahramanlıkları veya tanımadığı bir ortamdaki zorluklara ve imkansızlıklara karşı galibiyet elde etmesini anlatan bir yapım söz konusu değil. Filmin meselesi uzay yolculuğu değil, sonrası, geri dönüş kısmı. Astronaut’s Wife, uzay yolculuğunun insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini ele alması açısından belki olsa olsa Robert Zemeckis’in Carl Sagan uyarlaması Contact’la karşılaştırılabilir. Kocası uzaydan döndükten sonra şüpheler içinde kıvranan genç kadının kafasında şu sorular dolaşmaktadır: Onu bu kadar değiştiren şey ne? İşini ve hayatını bile gözden çıkarmasını sağlayacak kadar değişmesinin sebebi ne olabilir? Filmin yönetmeni bizde ismini pek az duyduğumuz Rand Ravich. Hikaye ve senaryo da kendisine ait..



Johnny Depp’in “mainstream” çıkışı
Astronaut’s Wife adlı filmde başrolü genel olarak mainstream filmlerde pek görünmemeği tercih eden Johnny Depp üstleniyor. Daha doğrusu başrollerden birini. Çünkü rol arkadaşı ilk olarak Devil’s Advocate adlı filmde Keanu Reeves ve Al Pacino ile birlikte izlediğimiz, son zamanlarda da The Cidar House Rules adlı yapımda karşımıza çıkan Charlize Theron. Filmin ismine bakılırsa psikolojik ağırlık tamamen Theron’un üzerinde. Ancak genç kadının, uzay yolculuğunun ardından bir dönüşüm geçirdiğini sandığı kocasını canlandıran Johnny Depp’in işi de çok zor. Çünkü, filmin büyük bir bölümünde gerçeği tam olarak anlamamıza izin verilmiyor, gerçekten uzayda bir şey oldu ve o bir dönüşüm mü geçirdi, yoksa sadece kriz anlarının ardından pek çok insanın yaşadığı türden radikal bir kişilik değişimi mi söz konusu? Sonuç olarak, sadece yakışıklılığı ve yetenekleriyle değil aynı zamanda titiz film seçimleriyle de tanınan bu kendine has aktörün Sleepy Hollow’la başlayan ve Astronaut’s Wife’la süren ikinci çıkış dönemini izlemek zevkli olacak gibi görünüyor. Yakında kendisini Roman Polanski’nin yönettiği The Ninth Gate adlı filmde Şeytan’la karşılaşan bir eski kitap satıcısı rolünde de izleyeceğiz..

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Astronotun Karısı

15 Temmuz 2008 erkan Kategori: Psikolojik Film | Yorum yok »

Astronotun Karısı

Gerçek mi, paranoya mı?

Spencer Armacost adlı genç bir astronot görev için uzaydadır. Ancak bir terslik olur ve dünyayla olan bağlantıları kesilir. Gerçekte bu vahim durum sadece birkaç dakika sürer. Daha sonra her şey - çoğu zaman olduğu gibi - yoluna girer ve kimsenin burnu bile kanamadan bağlantı tekrar kurulur, astronot da dünyaya, ülkesine, evine, biricik karısına kavuşur. Ancak bu olayın ardından kendini dünyanın en şanslı kadını gibi hisseden karısının mutluluğu, bir süre sonra gölgelenmekte gecikmez. Tuhaf bir şey olmuş ve kocası sanki her açıdan değişmiştir. Görünüşü aynıdır, ama daha önce hiç yapmadığı şeyleri yapmakta, daha önce hiç davranmadığı gibi davranmakta, daha önce hiç söylemediği türden sözler sarf etmektedir. Genç kadın tam kocasından bu kadar şüphelenmeye başladığı bir dönemde bir de tutup istemeden hamile kalır ve ikiz doğuracağını öğrenir. Ancak içinde taşıdığı canlar ona bu dünyaya ait değillermiş gibi gelmektedir..


Uzay psikolojisi veya insan ruhunun esrarı
Ortada kısmen uzayda geçen ve içinde uzaya gitme deneyiminden bol bol söz edilen bir film var. Ancak bu kez Armageddon, Mission to Mars veya Apollo 13 gibi insanın uzayda gösterdiği kahramanlıkları veya tanımadığı bir ortamdaki zorluklara ve imkansızlıklara karşı galibiyet elde etmesini anlatan bir yapım söz konusu değil. Filmin meselesi uzay yolculuğu değil, sonrası, geri dönüş kısmı. Astronaut’s Wife, uzay yolculuğunun insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini ele alması açısından belki olsa olsa Robert Zemeckis’in Carl Sagan uyarlaması Contact’la karşılaştırılabilir. Kocası uzaydan döndükten sonra şüpheler içinde kıvranan genç kadının kafasında şu sorular dolaşmaktadır: Onu bu kadar değiştiren şey ne? İşini ve hayatını bile gözden çıkarmasını sağlayacak kadar değişmesinin sebebi ne olabilir? Filmin yönetmeni bizde ismini pek az duyduğumuz Rand Ravich. Hikaye ve senaryo da kendisine ait..



Johnny Depp’in “mainstream” çıkışı
Astronaut’s Wife adlı filmde başrolü genel olarak mainstream filmlerde pek görünmemeği tercih eden Johnny Depp üstleniyor. Daha doğrusu başrollerden birini. Çünkü rol arkadaşı ilk olarak Devil’s Advocate adlı filmde Keanu Reeves ve Al Pacino ile birlikte izlediğimiz, son zamanlarda da The Cidar House Rules adlı yapımda karşımıza çıkan Charlize Theron. Filmin ismine bakılırsa psikolojik ağırlık tamamen Theron’un üzerinde. Ancak genç kadının, uzay yolculuğunun ardından bir dönüşüm geçirdiğini sandığı kocasını canlandıran Johnny Depp’in işi de çok zor. Çünkü, filmin büyük bir bölümünde gerçeği tam olarak anlamamıza izin verilmiyor, gerçekten uzayda bir şey oldu ve o bir dönüşüm mü geçirdi, yoksa sadece kriz anlarının ardından pek çok insanın yaşadığı türden radikal bir kişilik değişimi mi söz konusu? Sonuç olarak, sadece yakışıklılığı ve yetenekleriyle değil aynı zamanda titiz film seçimleriyle de tanınan bu kendine has aktörün Sleepy Hollow’la başlayan ve Astronaut’s Wife’la süren ikinci çıkış dönemini izlemek zevkli olacak gibi görünüyor. Yakında kendisini Roman Polanski’nin yönettiği The Ninth Gate adlı filmde Şeytan’la karşılaşan bir eski kitap satıcısı rolünde de izleyeceğiz..

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button