
Kalpazanlar
2008’in en iyi yabancı filmi
80. Akademi Ödülleri’nde, Avusturya’ya “en iyi yabancı film” Oscar’ını kazandıran “Kalpazanlar”, usta kalpazan Salomon Sorowitsch’in gerçek hikayesinden perdeye uyarlanmış. II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin, savaşın tek galibi olabilmek için yaptıkları ahlâk dışı işlerden biri de; sahte para basarak diğer ülke ekonomilerini çökertmek olmuştur. Bu iş için kurdukları gruba, el sanatları ve kalpazanlık konusunda çok iyi olan Salomon Sorowitsch’i da dahi ederler.
1936 Berlin. Dolanbazların, jigoloların ve kolay kadınların dünyasında barınan “Kalpazanlar Kralı” Sorowitsch için hayat, para gerektiren bir oyundur. Bunun için ihtiyaç duyduğu parayı kendi basar. Pragmatizmi ve yaratıcılığı sayesinde hayatın renkli – ve güvenli – tarafında kalmayı becermektedir.
Güzel Aglaia’nın gülümsemesine karşı koyamayan Sorowitsch’in Berlin’de bir gece daha kalması onu felakete sürükler. Müfettiş Herzog tarafından tutuklanır ve diğer birçok profesyonel suçlu gibi, toplama kampına yollanır. Sorowitsch, Mauthausen’in normal bir hapishane olmadığı, burada mahkumların sistematik olarak öldürüldüğünü kısa sürede fark eder. Hayatta kalma içgüdüsü ve sanatsal mahareti sayesinde diğerlerinden ayrılır ve naziler için önemli bir işte görevlendirilir.
Sorowitsch, kendisini tutuklayan Herzog tarafından karşılandığı Sachsenhausen’e nakledilir. Nazilerin paraya ihtiyacı vardır ve burada, diğerlerinden itinayla ayrılmış iki barakada büyük çapta sahte para basılmaya başlanacaktır. Burada hayat şartları kampın geri kalanına kıyasla neredeyse cennetliktir: Temiz, iyi düzenlenmiş, arka planda müzik çalan, yumuşak yataklı atölyeler ve iyi yemekler… Gene de kesin olan bir şey vardır: Eğer iş başarıya ulaşmazsa, gaz odasına gönderileceklerdir.
Sorowitsch yeteneği sayesinde kusursuz sahte paralar basmayı başarır. Herzog durumdan çok memnundur. Sorowitsch’in arkadaşı Burger, işi sabote etmeye çalışır. Sadece bir gün dahi daha fazla bile olsa hayatta kalmayı ve iyi yaşamayı amaçlayan Sorowitsch içinse bu sabotaj olası değildir. Ancak tüberküloz hastası Kolya’nin bir muhafız tarafından öldürülmesi, kalpazanlar kralını vicdanı ile karşı karşıya getirir…
Bir çok uluslararası festivalde ödüle layık görülen ve 1999’da yine Avusturya’nın Oscar adayı olan“The Inheritors” filminin yönetmeni Stefan Ruzowitzky’nin yazıp yönettiği “Kalpazanlar”ın başrollerini Karl Markovics, August Diehl, Devid Striesow, Marie Baumer, Dolores Chaplin ve Martin Brambach paylaşıyor. Film, Adolf Burger’in “Şeytan’ın Atölyesi” isimli kitabından uyarlanmış.
Filmlerinde idealism duygusuyla yeni bir dünyaya giren, ancak karşılaştıkları ahlaksızlıklar yüzünden dünya görüşlerini yeniden gözden geçirmek zorundan kalan genç kahramanları merkeze alan yönetmen Ruzowitzky, “Kalpazanlar” için, “İdealizm ve pragmatizm arasındaki gerginliği daha önce hiç bu denli dramatik ve varoluşçu bir çerçevede irdeleme imkanım olmamıştı.” diyor. Yönetmen, hikayenin gerçek kahramanı Adolf Burger ile buluşması konusunda da şunları söylüyor:
“Benim için filmin en etkileyici anı: Bu gerçek olayın son hayatta kalan kahramanları, Burger ve Plapper’ın sette oldukları an. O zaman fark ettim ki; bu yaptığımız sadece bir film değil, bu tarih, gerçekten olmuş olaylar. Sete giderken 90 yaşındaki bu iki kahraman, kalpazanlık atölyesinin kumandanı olan S.S. subayının aslında bir kurtarıcı mı, yoksa bir katil mi olduğunu tartıştılar. Kendi kendime dedim ki, bu tam da filmin odak noktası olacak.”