Ripley’in Cinayetleri

Ripley’in Cinayetleri

Patricia Highsmith?in ünlü romanından yapılan bu üçüncü uyarlamada (öncekiler: ?Plein soleil?-1960, ?Der Amerikanische Freund?-1977, ?The Talented Mr. Ripley?-1999), Tom Rilpey?i ünlü aktör John Malkovich canlandırıyor. Bu nedenle, bu kez, aklının ve sinsiliğinin yanında daha yaşlı, daha erdemli ve daha karizmatik bir Ripley?le karşı karşıya olduğumuz aşikâr.
Ripley?in üç yıl önce oyuna getirdiği eski ortağı Reeves, Ripley?e, bir adamı öldürmesi karşısında yüklü bir para teklif eder. Ripley, işi kabul etmez, ama ona işi kabul edeceğini düşündüğü çerçeveci Jonathan Trevanny?yi önerir. Yaşamında heyecan ve değişiklik arayan Trevanny işi kabul eder, ancak her zaman olduğu gibi kahramanımız Ripley, bu işin dışında kalamayacaktır.

İtalyan İşi

İtalyan İşi

Azılı bir suçlu olan Charlie Croker?ın önderliğinde bir suçlu çetesi, detaylı bir hazırlık sürecinden sonra, Los Angeles?ın tarihindeki en kötü trafik sıkışıklığına sebep olurlar. Böylece, yapacakları mücevher hırsızlığı için zaman kazanacaklardır. Planları, soygunu gerçekleştirdikten sonra, yaya kaldırımlarında sürebilecek kadar küçük olan ?Mini Cooper?larını kullanarak, trafik açılmadan önce kaçabilmektir.
1969 yılında, Peter Collinson?un yönettiği ve başrolde Michael Caine?in yer aldığı aynı adlı filmin yeniden çevrimi olan ?The Italian Job?, Mark Wahlberg, Charlize Theronve Edward Norton gibi son dönemin yıldız oyuncularının yer aldığı oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor.

Carandiru

Carandiru

Latin Amerika sinemasının en önemli yönetmenlerinden Hector Babenco’nun, 56. Cannes Film Festivali’nde de yarışan son filmi “Carandiru”, içinde yaklaşık 8000 mahkum barındıran, halk arasında ‘Carandiru’ olarak bilinen Brezilya Sao Paulo Hapishanesi’nde 1992 Ekim’inde gerçekleşen bir isyanın öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Babenco, bir isyan olarak başlayıp bir katliama dönüşen olayı (’9. Koğuş Katliamı’), öykünün merkezine AIDS’le mücadele için hapishaneye gelen, idealist bir doktor karakterini koyarak işlemeyi tercih etmiş. Zamanla hapishanedeki farklı grupların saygısını kazanan doktor, hızla gelişen olaylar karşısında çaresiz kalıyor.
Babenco’nun Drauzio Varella’nın ‘Estecao Carandiru’ isimli romanını temel alarak çektiği “Carandiru”, her ne kadar yönetmenin başyapıtları “Pixote” (1981) ve “Örümcek Kadının Öpücüğü” (“Kiss of the Spider Woman”, 1985) düzeyinde olmasa da hem Babenco’yla tanışmak isteyenlerin, hem de Latin Amerika sineması meraklılarının kaçırmaması gereken bir film.

Confidence

Confidence

İşinde uzman bir üçkâğıtçı olan Jake Vig, bir süredir Lionel Dolby’yi dolandırarak binlerce dolar kazanmıştır. Ancak Lionel’le birlikte Vig’in dolandırıcılık çetesindeki Big Al, öldürülünce, Lionel’in sıradan, zengin bir enayi olmadığı, eksantrik suç kralı ‘The King’in muhasebecisi olduğu ortaya çıkar. Kralı dolandırmış duruma düşen Jake, ondan çaldığı tüm parayı geri ödeyebilmek için son bir şans ister ve Morgan Price adlı, organize suç şebekeleriyle bağlantısı olan bir bankeri dolandırmaya karar verir; ancak bu, beklediği kadar kolay olmayacaktır.

Kuyu

Kuyu

Stanley Yelnats IV yanlışlıkla Clyde ‘Sweet Feet’ Livingston?un yerel bir yetimhaneye yaptığı ayakkabı bağışını çalmakla suçlanır. Ya hapse, ya da Yeşil Göl Kampı?na (Green Lake Camp) gidecektir. Doğal olarak, kampı seçer. Ancak kamp hayatı beklediği kadar kolay değildir. Her gün, başlarındaki gizemli eğitmen Warden ve yardımcıları Bay Sir ve Bay Pendanski gözetiminde, çölde büyük çukurlar kazmaya zorlanırlar. Warden?un asıl amacı, Kissin’ Kate Barlow adlı azılı bir suçlu tarafından gömülmüş bir hazineyi bulmaktır. Bu hayata daha fazla tahammül edemeyen Stanley, arkadaşı Zero?yla birlikte kamptan kaçınca Warden?ın planları tehlikeye girer ve işler iyice karışır.

Beşikten Mezara

Beşikten Mezara

Los Angeles şehrinin en azılı hırsızlık şebekesinin başındaki isim olan Tony Fate (Fait), çetesiyle birlikte paha biçilemeyen elmasları çalmaya kalktığında hiç alışık olmadıkları bir durumla karşılaşır: Karşılarına her zaman olduğu gibi L.A. polisi değil, Taiwanlı bir hükümet ajanı olan Su çıkmıştır. Aslında Su’nun peşinde olduğu kişi Fate değil, uluslararası azılı bir suçlu olan Ling’dir. Ling peşine düştüğü elmasları Fait’den alabilmek için, onun hayatta en çok değer verdiği varlık olan kızını kaçırır. Fait de çaresiz, eski ortağı olduğu için Ling’i en iyi tanıyan kişiyle, ajan Su ile işbirliği yapmak zorunda kalır. Böylece dünyada en son ortaklık yapacak iki insan güçlerini birleştirmek zorunda kalır.
Jackie Chan’le birlikte dövüş filmlerinin en karizmatik çekik gözlülerinden olan Jet Li ve müzisyen DMX’i bir araya getiren Cradle 2 the Grave, öyküsünü, beyazperdede defalarca gördüğümüz, “karakterleri ortaklaşa bir şey yapmalarına izin vermese de, ortak düşmanlarını alt etmek için işbirliği yapan kafadarların maceraya atılması” fikri çerçevesinde oluşturuyor. ABD’deki box-office’te zirveye oturan film, bakalım ülkemizde de aynı başarıyı yakalayabilecek mi?

Ölümle Yaşam Arasında

Ölümle Yaşam Arasında

Texas Üniversitesi’nde profesör olan David Gale, ölüm cezasına şiddetle karşı çıkan ve bu cezanın kaldırılması için uğraş veren bir aktivisttir. Gale, tecavüz edilen ve feci şekilde öldürülen bir meslektaşının ve dava arkadaşının cinayet zanlısı konumuna düşer, kendini aklayamaz ve ölüm cezasına çarptırılır. Cezanın infazına yalnızca üç gün kala, Gale özel bir röportaj için bir süredir peşinde olan gazeteci Elizabeth Bloom’la konuşmayı kabul eder. Bu, Bloom için masum bir röportaj olmanın ötesine geçecek, genç kadın Gale’in yaşamının kendi ellerinde olduğunu fark edecektir.

Bir Zamanlar Meksika’da

Bir Zamanlar Meksika’da

Robert Rodriguez, artık mitleşen karakteri El Mariachi’yle geri dönüyor. Mariachi/Desperado üçlemesinin son filmi olan “Once Upon a Time in Mexico”da El Mariachi, devlet başkanına karşı bir darbe planı yapan siyasi bir oluşumun başını çeken Barillo’nun peşine düşüyor. Sands adlı, kokuşmuş bir CIA ajanı tarafından aranan suçlular listelenen El Mariachi, devrim, açgözlülük ve de intikamla süslenmiş bir atmosferde, kanlı bir takibe başlıyor.