Sürü

Sürü

Lanetli gelin

Hamo geçimleri hayvancılık üzerine kurulu bir göçebe ailenin reisidir. Oğlu Şıvan ise aralarında kan davası olan düşman bir aşiretin kızı olan Berivan’la evlidir. Hamo, oğlundan olan üç torunu da yaşamadığı için Berivan’ı sevmez. Aşiret halkına göre Berivan lanetli ve uğursuz bir gelindir. Şıvan’ın ondan boşanmasını isterler, Şıvan ise bu çaresiz ve yalnız kadını asla terketmez. Baba oğul bu konuda kavga ederlerken Berivan ses çıkarmadan onları dinler. Zaten hastadır, dili tutulmuştur. Sonunda Şıvan aşireti terkeder ve Ankara’da kendisine iş, karısına doktor aramaya başlar.


Yılmaz Güney anlatıyor
* Sürü’nün hikaye olarak bilincimde döllenişi, 1972′ye, köklü bir değişimi içeren sarsıntılı Selimiye günlerine rastlar. Kalın ciltli bir deftere, kaba hatlarıyla yazdığım, kabaca sahne sıralaması yaptığım onlarca film hikayesinden biriydi. Günün birinde bu denli ünlü olacağından, sinema tarihimizde bir dönemeç noktası oluşturacağından, uluslararası değerde ödüller kazanacağından habersiz, yıllarca o defter sayfalarının arasında kalacak ve belki de film olabilme şansına hiçbir zaman sahip olamayacaktı. * Sürü’nün çekimi ayrı bir hikayedir. Sürü bir dayanışmanın, kolektif bir çalışmanın ürünüdür. Uzun ve zorlu bir çalışmadan sonra, borç harç çekim bitti. Filmin kaba kurgulu halini Toptaşı Cezaevi’nde, seyyar bir gösterici aracılığıyla izledim, beyaz bir çarşafın üzerinde. Derken ben isyan çıkaracağım gerekçesiyle başka bir cezaevine sürgün edildim. Ama Sağmalcılar Cezaevi yöneticileri beni sakıncalı bulup kabul etmediler. Bir süre sana cezaevi arandı ve sonunda İmralı Yarı açık Cezaevi’ne gönderildim. Sürü’yü de ilk kez burada izleme olanağı buldum.



Dünya basınından övgüler
Sürü, dünya çapında ödüller kazandı. Ayrıca son derece parlak eleştiriler yazıldı. İşte La Republica’nın yazdıkları: “Baskının politik mekanizmasını ifşa etmesinin ötesinde film bize genç çiftin ilişkilerini çok etkili bir biçimde yansıtıyor. Oğul Şıvan, onu sınırlayan ve ailesine bağımlı olmasına sebep olan geleneğe isyan eder. Aynı zamanda hem kendisi için, hem de karısının hakları için verdiği savaş, soyut bir düşüncenin veya bir ideolojinin ürünü değil, insanın onurunu koruması gerektiğinin bilincine varmasının sonucudur.” Il Tempo ise şöyle yazmış: “Acı, başkaldırı, aşağılanma, yaralar ve her şeyin üzerinde, hala yarı feodal bir toplumdaki çelişkiler ve yeni kuşağın hayat, özgürlük ve saygınlık talepleri daima Güney’in savaş atlarını, davasını ve gündelik mücadelesini oluşturmuştur.”


Bir önceki paylaşımımız olan Bizim Dansımız filmini de izlemeni öneriyoruz.


Yorum Yaz